Kendi Kendime "Ben" Olabiliyor muyum?

November 1, 2018

Yeni bir yazıyla karşınızdayım :) Bugün de daha önceleri üzerine arkadaşlarımızla küçük buluşmalarla tartıştığımız karakter ve evrimi hakkında yazıyorum.

 

Bu yazıdaki yorumların çoğu bireysel olmakla birlikte bazı şeyler öznelliğin ötesine geçmeyecektir :)

 

Önce birlikte karakter nedir onun tanımına bakalım.

 

Karakter, TDK'ya göre "Bir bireyin kendine özgü yapısı, onu başkalarından ayıran temel belirti ve bireyin davranış biçimlerini belirleyen, üstün ana özellik, öz yapı, ıra, seciye" şeklinde tanımlanmış durumda. Yani her bireyin farklı şekillerde kendini şekillendirmesi ve davranışlarıyla benliğini dünyaya, çevresine yansıtması şeklinde tanımlayabiliriz. Tanımı tamamlamadan, aslında karakterin etkileştiğimiz insanlarda tam olarak kavranması ile ilgili de bir noktaya değinelim. Karakterimiz ne olursa olsun dışa yansıttığımız durumu insanların sizin ifade ettiğiniz karakteri algılaması ile şekillendiğini ve yansıttığımız davranış ve bunların durumuna göre her insan için karakterimizin farklı şekillerde algılandığını bilmemiz gerekir. Örneğin, benim yansıtmak istediğim karakter özelliği araştırma isteğim ve bunları paylaşma isteğimin getirdiği güdü iken kimi insanda bu tatmin eden bir öğrenme, kimi insanda rahatsız eden bir öz güven şeklinde tezahür edebilir. Bu noktada karakterin yansıması ile ilgili Halo Effect olarak bilinen aslında karşımızdaki kişiyle ilk etkileşimin gerçekleştiği anda oluşan algı çevresinde şekillenir. Bu sebeple, Türkçemiz bunu tanımlayan "gözüm bu adamı hiç tutmadı", "şeytan tüyü var bunda" :) deyimleri ile desteklenebilir.

 

Karakterimizin evrimine baktığımızda ise bu konuda değişik analizler, testler olsa da bunun en çok bilineni karakterimizin 5 büyük parçadan algılandığını aktaran teori olan "Big 5 Personality Traits" ile başlayarak incelenebilir.

Bu teoriye göre 5 parça şöyle oluşuyor:(MBA derslerimiz sağolsun :) )

Openness- Yeni şeyler denemeye ve bunları deneyimlemeye açık olma,

Conscientiousness- Hedef odaklı düşünme ve çevremizdeki insanların davranışlarını da tahminleyerek düşünceli olabilme,

Extraversion/Introversion- Dışa dönük olma ya da içe kapanık olma ve insan etkileşimlerinin buna göre şekillenmesi,

Agreeableness- Güven ve nezaket ekseninde tartışmalarda sonuç odaklı yaklaşarak kazanmaktan çok çözüme erişme odaklı olma,

Neuroticism- Duygusal değişimlerin ve durumun stabil olması ve stres altında sakin kalabilme şeklinde tanımlanabilir. Buradaki tanımları Extraversion/Introversion dışında eksenin iyi kısımları anlatarak tanımlamaya çalıştım. Extraversion/Introversion için özellikle kendini "Introvert" olarak tanımlayan insanların seveceği şu konuşmayı da seveceğinizi düşünerek bırakıyorum :)

 

Şimdi bu tanımlara da baktığımızda karakterimizin sabit olmadığını ve değişime ve evrilmeye açık olduğunu açıkça yorumlayabiliriz.

Buradan yola çıkarak bilişsel yeteneklerimiz doğuştan genlerimizle belirli bir seviyede oluşsa dahi IQ ve EQ dengemiz ve bunun çevremizle değişerek evrilmesi ile karakterin değişik seviyelere gelebileceğini görmekteyiz. 

 

Karakter evrimimizi, ilk büyük evrim, olgunlaşma ve ince ayarlar şeklinde 3 aşamada açıklamaya çalışacağım.

 

İlk Büyük Evrim

Doğduğumuzda algılarımızın açık olması ile aile ile birlikte en büyük evrimimiz başlamış oluyor. Bu ilk aşamada aslında tam anlamıyla bilgi dağarcığımız da düzenli olarak geliştiği için hem okul ve hem de aile etkisiyle ilk yapıtaşlarını koymaya başlıyoruz. İyi-kötü kavramlarıyla geliştiğimiz bu dönemde kendi benliğimizde yansıtmak istediğimiz duruşu aile ve okulda kazandığımız takdir ve yadırganmalarla şekillendiriyor ve bunları büyük yapıtaşları halinde benliğimize oturtuyoruz. Bu evrede yaşadığımız büyük çaplı travmalar diğer aşamaların şekillenmesini büyük sekteye uğratabiliyor. Ancak sorunlu olmayan bir çocukluk evresi karakterimizin belirli seviyede bir sonraki aşamalara evrilme noktasında güzel adımlar atarak ilerlediğini görebiliyoruz. Yine bu evrede rol model alma alışkanlığımız en temel gelişim olduğu için karakterimizin evriminde bu rol modeller oldukça kritik bir hal oluyor. Kız çocuklarının anneleriyle, erkekler çocuklarının babalarıyla kurduğu ilişkiler bu evredeki gelişimde alınan ilk yapıtaşlarının hızlıca yerleşmesi ve değişmesi zor yerlere saklanması ile başlıyor. Oldukça önemli olan bu evre ergenlik dönemimizin sonlarına doğru bizi yavaş yavaş bıraksa da hayatımızın her döneminde doğrudan etkileyecek ve evriltecek adımlarla tekrar karşımıza çıkabiliyor.

 

Olgunlaşma

İlk büyük evrim sonrası, artık koyduğumuz yapıtaşlarını sorgulamaya başladığımız bunların üstüne koyarak çevremizin çok çok büyük etkileriyle kendimizi ifade etme şekillerimizi geliştirdiğimiz bu evrede, genelde arkadaş çevremizin de etkisiyle mevcut yapıtaşlarımızın etrafına aşağıdaki görseldeki metafor gibi yeni parçalar ekleyerek,revize ederek geliştiğimiz bir evre olarak karşımıza çıkıyor.

Olgunlaşma evremiz hiç bitmeyen evrelerden biri. Çünkü öğrendiğimiz her yeni bilgi bu olgunlaşma evremize bir girdi olarak girerek büyümemize ve gelişmemize olanak sağlıyor. Bir diğer büyük etken ise artık teknoloji ve sosyal medyanın getirdiği bireysellik. Teknolojiye bakacak olursak, bilgiye erişim hızı ve öğrenme şekillerinde oluşturduğu çeşitlilikler ile olgunlaşmayı doğrudan tetikleyen ve anlık evrilmeler ile benliğimize yeni elementler eklememimizi sağlayan bir yapı ortaya çıkıyor. Bu yapıda kontrolü ilk aşamada öğrendiğimiz yapıtaşlarının oluşma şekliyle harmanlayarak bilgiyle olgunlaşmamızı açıklıyor. Burada da bireysel olarak kendimizin farkında olmamız ve yapıtaşlarımızın doğru şekilde yerleşmesi teknolojinin pozitif etkilerini ortaya çıkarırken, doğru yorumlayamıdığımız noktalarda da bilgilerin karakterimizdeki olgunlaşma şekillerini kötü etkileyebiliyor ve gelişen yapıtaşlarımızın aşağıdaki görseldeki gibi olmasa da :) kötü etkileneceğini gösteriyor.

Üzülmeyelim ki yalnız değiliz! Hepimiz bütün bu bahsettiğimiz noktaları hayatımızın her noktasında yaşıyoruz. Bazılarından kurtulabilirken bazıları biz de kalıcı etki yapabiliyor. Sosyal medya ile ise, gelen bireysellik algısı yalnızlık ve kendi içimizde düşünme yetilerimizle benzer aşamaların daha yoğun bir şekilde kendi içimizdeki savaşla gerçekleştiğini gösteriyor. Bireysellik, belirli seviyelerde kendimizle düşünmeye iterken, belirli seviyelerde fazla düşünmemize sebep olup sorgularımızın paranoya noktasına dönüşmesine de sebep olabiliyor.

 

 

İnce ayar

Bu ince ayar diye bahsettiğimiz evre, kendimizi tamamlama ve ben olma içgüdümüzle ulaştığımız noktaların bizi tatmin etmesi ya da hala gelişime açık olduğu hissiyatı ile ince dokunuşlarla düzenlemelere gitmemize sebep oluyor. Her zaman kendimizi bu evrede ayık tuttuğumuzda gerçekten ufak dokunuşların doğrudan bizi ikinci aşamadaki evrelere döndürerek orada da düzenlemeler yapmamıza imkan tanıyor. Bu evre de hiç bitmese de her zaman diğer evrelere giden girdiler olarak karşımıza çıkabiliyor.

 

Bunlara bakınca bana kalırsa, aslında doğduğumuzdan beri orada olan ve aslında evrim diye bahsettiğim bu aşamalardaki oluşan farkındalığımızla kendimizde yeni keşfettiğimiz alanlarla esas karakter tanımımıza gittiğini gösteriyor. Yani karakter aslında hep aynı şekilde var olan bir yapıyken biz farkındalığımızla birlikte bu yapının ulaştığı son noktayı değerlendirerek ilerleyerek gelişmemize örnek oluyor. Aslında düzenli olarak bir gelişme ve evrilme yaşıyor ve her farkındalığımızda karakterimizin başka yanlarına erişiyor ya da oralara erişecek yeni kapılar açıyoruz. Her yeni kapı da aslında yeni bir yapıtaşına giden ya da yeni bir evrilmeye giden bir yola açılan eğlenceli bir düşünme alanımız olarak karşımıza çıkıyor.

 

Benim gördüğüm, bu evreleri ne kadar güzel anlar ve tanımlarsak o kadar güzel sonuçlara doğru yöneliyoruz :)

 

Son olarak belki doğrudan bağ kuramasak da yine geçenlerde kullandığım şu Hamlet'teki Ölüm Tiradı, aslında bizim karakterimizle olan ilişkimize değişik bir nokta katabilir, katmayabilir de pek tabi :) Sadece farkındalığımız ve algımız buna iter bizi. Ben buradan kendime karakterimizle ilgili çıkarımlar noktasında yeni kapılar bulma noktasında güzel girdiler edindiğimi düşünüyorum.

 

Karakterimiz nasıl şekillenirse şekillensin, yeni kapılarla yüzleşmeye ne kadar çok yakınlaşırsak kendimize yeni yollar bularak bitmek bilmeyen bu evrilme sürecine kapılıp kendimizi anlamlandırma yolunda güzel noktalara gelebileceğimizi görüyorum.

 

Bir klasik olarak yine bir soruyla yazımı sonlandırayım. Sizce gerçekten bu evrelerle yaşıyor ve bu evrelerde var oluyor muyuz?

 

Not: Daha önce tekrarladım ama bunlar tamamıyla bireysel yorum ve öngörülerden oluşan bir tahlil sadece :)

 

En güzel yapıtaşımız hep huzur olsun :)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload